CEP EVREN'DE İLK NEFESLER VE BİR ŞARKININ DOĞUŞU

Bölüm 31

Boşluk.

Önce sadece bu vardı. Ne renk, ne ses, ne de his. Sadece sakin, sarmalayan bir boşluk. Bir anne rahmi kadar güvenli, bir mezar kadar sessiz.

Sonra, bir titreşim.

Çok uzaktan, çok derinden gelen, tek bir nota. Bu nota, boşluğun içinde yankılandı, kendine bir eş buldu ve bir armoniye dönüştü. Armoni, bir melodiye evrildi. Ve melodi, bir şarkıya.

Bu, bir dünyanın doğum şarkısıydı.

Rain, gözlerini açtı.

Gördüğü ilk şey, altın rengi bir ışıktı. Pencereden sızan, havada asılı duran toz zerrelerini birer elmas gibi parlatan sıcak, yumuşak bir güneş ışığı. Odanın tavanı, daha önce hiç görmediği, bal rengi ahşaptandı. Hava, taze biçilmiş çimen, çam reçinesi ve belli belirsiz bir tarçın kokusuyla doluydu.

Hiçbir şey tanıdık değildi. Ama hiçbir şey de yabancı gelmiyordu.

Sanki uzun, çok uzun bir uykudan uyanmış gibiydi. Ama öncesine dair hiçbir anısı yoktu. Adını biliyordu. Rain. On yaşındaydı. Ama on yaşından öncesi, boş bir sayfaydı.

“Rain? Tatlım, uyanık mısın?”

Odaya giren kadın, yüzünde dünyanın en sıcak gülümsemesiyle ona bakıyordu. Saçları, güneş ışığı gibiydi. Gözleri, endişe ve sevgiyle parlıyordu.

“Anne?”

Kelime, Rain'in ağzından bir soru gibi ama bir o kadar da bir tanıma ifadesiyle döküldü. Evet, bu onun annesiydi. Emma. Nereden bildiğini bilmiyordu, ama biliyordu. Tıpkı, annesinin arkasından odaya giren, nazik gözlü, güçlü elleri olan adamın babası Marc olduğunu bildiği gibi. Ve onların yanında duran, kendisinden biraz daha büyük, ciddi bakışlı çocuğun abisi Eunan olduğunu bildiği gibi.

Onlar, onun ailesiydi.

"Günaydın, uykucu," dedi Marc, sesi derin ve güven vericiydi. “Bütün sabah seni bekledik.”

Rain, yatakta doğruldu. Üzerindeki yorgan, yumuşacıktı. Her şey, olması gerektiği gibiydi. Ama içinde, adını koyamadığı, belli belirsiz bir his vardı. Bir eksiklik. Sanki bir şeyi, çok önemli bir şeyi unutmuş gibiydi. Bir anı, bir yüz, bir koku... Gri, isli bir koku.

Emma, yatağın kenarına oturdu ve elini kızının omzuna koydu. Parmakları, Rain'in tenindeki o küçük takımyıldızının üzerinde gezindi.

"Çillerin, bu sabah daha da parlıyor sanki," diye fısıldadı Emma.

Rain, omzuna baktı. Daha önce hiç fark etmediği o küçük, kahverengi noktaları gördü. Annesinin parmakları onlara dokunduğunda, bir anlığına, teninin altında hafif bir karıncalanma, bir enerji akımı hissetti. Sanki o çiller, canlıydı.

Ve o an, o şarkıyı yeniden duydu. Odanın içindeki, her şeyin özünden gelen o müziği. Bu, dünyanın şarkısıydı. Ve ilk defa, bu şarkının içinde, başka bir ses daha vardı. Çok daha zayıf, çok daha uzak, bir fısıltı gibi.

Merhaba.

Rain, irkildi. Etrafına bakındı. “Kim o?”

Emma, şaşkınlıkla ona baktı. “Kim kim, canım?”

"Bir ses duydum," dedi Rain.

Marc ve Emma, birbirlerine kısa bir bakış attılar. Marc gülümsedi. “Muhtemelen rüzgarın sesidir, çilli kızım. Bu vadide rüzgar, bazen fısıldar gibi eser.”

Ama Rain, bunun rüzgar olmadığını biliyordu. Bu ses, dışarıdan değil, içeriden gelmişti. Kendi zihninin en derin köşesinden.

Bu, onun uyanışıydı. Yeni bir dünyada, yeni bir hayatta, kodlanmış anılarla ve gerçek bir ruhla.

Ve kilometrelerce, evrenlerce ötede, iki farklı zaman çizgisinde, iki farklı kişi bu uyanışı hissetti.

Zümrüt Şehir 7'de, on yaşındaki Aria, teyzesi Aida'nın yanında durmuş, Kuantum Zaman Kapsülü'nün ekranına bakıyordu. "Başardı," diye fısıldadı. "Bağlantı kuruldu. Beni duyabiliyor." O, artık sadece Aria değildi. O, artık Fısıltı'ydı.

Ve zamanın dışındaki o isimsiz boşlukta, bedensiz bir gözlemci olan Elias Neumann, yarattığı o mükemmel, küçük evrenin içindeki o ilk bilinç kıpırtısını izledi. Eseri, canlanmıştı. Deneyi, başlamıştı.

Ama ne Aria ne de Elias, o yaratım anında, o ilk nefeste, Cep Evren'in kodlarına sızan o minicik hatayı, o görünmez çatlağı fark etmişti. "İlk Yarık"ın oluştuğu o bir anlık kaos, evrenin içine, Gölge Boyutu'nun bir sporunu, Nyx'in gelecekteki acısının bir yankısını ekmişti.

Şimdilik, o yankı uykudaydı.

Şimdilik, Cep Evren'de her şey mükemmeldi.

Ve Rain, yeni ailesinin sevgi dolu bakışları altında, bu mükemmel dünyanın ilk sabahına gözlerini açarken, bilmediği şey, kaderinin sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda çok daha büyük, çok daha trajik bir hikayenin yankısı olduğuydu.