Gözlemevindeki kontrol odası, bir operasyon merkezinin gergin sessizliğine bürünmüştü. Ortada, havada süzülen Ruh Çapası, hafif bir uğultuyla kendi etrafında dönüyor, içindeki kristaller belli belirsiz bir ışıkla parlıyordu.
"Herkes hazır mı?" diye sordu Elias, sesi odada yankılandı. Artık şakacı değildi. Bir orkestra şefinin, en zorlu senfonisine başlamadan önceki o mutlak konsantrasyonu içindeydi.
Marc ve Eunan, konsolun farklı terminallerinde, cihazın enerji seviyelerini ve yapısal bütünlüğünü izliyorlardı. Rain ise, cihazın hemen yanındaki, enerjisini odaklamak için tasarlanmış özel bir platformda duruyordu. Gözleri kapalıydı, tüm varlığıyla omzundaki Mühre ve ondan yayılacak olan güce odaklanmıştı.
"Unutma, Rain," dedi Elias, yumuşak bir sesle. “Bu kez, sadece bir kapı açmıyoruz. Bir şarkı söylüyoruz. Senin Mührün, orkestranın ilk kemanı. Çapa'yı, Gölge Boyutu'nun kaosunun içinde, sadece Lena'nın ve mürettebatının frekansına akort edecek olan sensin. Onların 'şarkısını' bul ve ona kilitlen.”
Rain başını salladı.
"Başlatıyorum," dedi Elias ve ana konsoldaki bir dizi komutu aktive etti.
Ruh Çapası'nın uğultusu, derin, rezonanslı bir nota dönüştü. İçindeki halkalar, farklı hızlarda dönmeye başladı. Rain, platformun altından, ayaklarına doğru yükselen güçlü bir enerji akımını hissetti.
“Şimdi, Rain!”
Rain, Mührünün tüm gücünü serbest bıraktı. Saf, parlak bir enerji, bedeninden çıkıp Ruh Çapası'nın kalbindeki kristale aktı. Cihaz, bu enerjiyle hayat buldu. Ve odanın ortasındaki boş havada, tıpkı daha önceki gibi, bir yırtık belirdi.
Ama bu kez, yırtık kontrol altındaydı. Genişlemiyor, kaotik bir şekilde dalgalanmıyordu. Sabit, dairesel bir geçit halini almıştı. İçinden, Gölge Boyutu'nun o tanıdık, kabus gibi manzarası görünüyordu.
"Bağlantı stabil!" diye bağırdı Eunan.
"Hedefleme sistemini aktive ediyorum," dedi Marc. “Lena'nın kuantum imzasını arıyorum.”
Elias, konsolun başında terliyordu. "Haydi, küçük hanım," diye fısıldadı. “Bul onların şarkısını.”
Rain, zihnini Gölge Boyutu'nun o sonsuz gürültüsüne gönderdi. Milyonlarca acı dolu fısıltı, kaybolmuş yankı... Ama bu kez, elinde bir pusula vardı. Ruh Çapası, onun gücünü bir arama ışığı gibi odaklıyordu. Ve o ışığın ucunda, tanıdık bir melodi aradı. Lena'nın kederli ama güçlü şarkısını.
Ve onu buldu.
"Oradalar!" diye fısıldadı.
Ruh Çapası, kilitlendiği hedefe doğru, görünmez bir enerji kancası attı. Geçidin içinden, bir anlığına, Lena'nın ve etrafında toplanmış diğer mürettebat yankılarının şaşkın silüetleri belirdi.
"Çekiyorum!" diye komut verdi Elias. “Marc, enerji kalkanlarını hazırla! Geldiklerinde stabil kalmaları gerekecek!”
Cihaz, muazzam bir güçle, o kayıp ruhları zamanın ve mekanın ötesinden, kendi gerçekliklerine doğru çekmeye başladı. Her şey mükemmel işliyordu. Zafer, bir nefes kadar yakındı.
Ama o an, bir şey oldu.
Evin içinde, salonda, o ana kadar sessizce süzülen Lena'nın hayaleti ve diğer mürettebat yankıları, bu çekime tepki verdi. Onlar, Gölge Boyutu'ndaki asıl parçalarının birer yankısıydı. Ve şimdi, asılları geri çağrılırken, bu yankılar da onlara doğru çekilmeye başladı.
Lena'nın hayaleti, acı dolu, sessiz bir çığlıkla, gözlemevine doğru, duvarların içinden geçerek hızla çekildi. Diğer tüm yankılar da onu takip etti.
Bu beklenmedik enerji akışı, Ruh Çapası'nın hassas dengesini altüst etti.
"Ne oluyor?" diye bağırdı Marc. “Cihaza fazladan, tanımsız bir enerji girişi var!”
"Yankılar!" dedi Elias, dehşet içinde. “Cep Evren'deki yankılar, asıllarıyla birleşmeye çalışıyor! Bu, denklemin bir parçası değildi! Sistem bunu kaldıramaz!”
Rain, platformun üzerinde acıyla sarsıldı. Mührü, bu kontrolsüz enerji geri tepmesiyle yanıyordu. Sanki iki devasa güç, onun bedeni üzerinden birbiriyle savaşıyordu.
"Rain, bağlantıyı kes!" diye haykırdı Elias. “Geçidi kapatmalıyız!”
Ama Rain, onu duymuyordu. Gözlerinin önünde, Lena'nın ve diğerlerinin yüzleri beliriyordu. O kadar yakındılar ki…
"Neredeyse..." diye fısıldadı.
Ve o an, gücü tükendi.
Mühründen gelen enerji akışı, bir anlığına tekledi. Sadece bir anlığına. Ama bu, o hassas dengede, bir deprem etkisi yarattı.
Ruh Çapası'ndan çıkan o tiz çığlık sesi, her şeyin bittiğinin habercisiydi.
Geçit, bir lastik bandın kopması gibi, aniden kendi üzerine kapandı. Ama kapanmadan önce, son bir eylemi oldu. O ana kadar çektiği Lena ve mürettebatının bilinçlerini, bir nefes gibi, şiddetle geri püskürttü.
Onları, geldikleri yere, Gölge Boyutu'nun karanlığına geri fırlattı.
Ama bu kez, daha da kötü bir şey olmuştu. Cep Evren'deki o bilinçli, irade sahibi yankılar da, asıllarıyla birlikte o karanlığa geri çekilmişti.
Rain, platformdan yere yığıldı. Ruh Çapası, uğultusunu keserek sessizliğe gömüldü.
Mağaradaki o ilk başarısızlıktan sonra, evde en azından Lena'nın yol gösteren hayaleti vardı.
Şimdi, o da yoktu.
Yeniden, tamamen yalnız kalmışlardı. Ama bu kez, umutlarını da kaybetmişlerdi.
Elias, konsolun üzerine yığıldı. Yüzünde, o neşeli, kibirli ifadeden eser yoktu. Sadece, bir yaratıcının, kendi eserinin trajedisi karşısında hissettiği o mutlak, ezici yenilgi vardı.
"Başaramadık," diye fısıldadı. “Onları... onları yeniden kaybettik.”