Elysia, gözlerini kırpıştırdığında, kendini bir kabusun içinde buldu. Bir an önce Gri Şehir'in isli sokağındayken, şimdi kendini hiç görmediği, yanıp sönen ışıklar ve anlaşılmaz makinelerle dolu, tuhaf, kubbeli bir odada bulmuştu. Yanındaki o gizemli küçük kız, hâlâ elini tutuyordu.
Odanın diğer ucunda, iki adam ve onlardan biraz daha büyük bir çocuk, onlara şok ve hayranlık karışımı bir ifadeyle bakıyordu.
"Başardın, Rain," diye fısıldadı Marc.
Ama Elysia'nın gözleri, onlarda değildi. Gözleri, odanın ortasındaki konsolun başında duran adama kilitlenmişti.
O yüz... O gözler... Yıllar, o yüze olgunluk ve yorgunluk katmıştı, ama Elysia o gözleri asla unutmazdı. Tarçın kokulu bir pastanede, ona evrenin sırlarından bahseden o tuhaf, zeki ve heyecanlı genç adam.
"Sen..." diye fısıldadı, inanamayarak.
Elias Neumann, Elysia'ya döndü. Yüzünde, yıllardır prova ettiği o neşeli, kibirli maskeden eser yoktu. Sadece, en değerli ama en kırılgan eserini gören bir sanatçının o savunmasız, neredeyse acı dolu ifadesi vardı.
"Merhaba, Elysia," dedi, sesi yıllardır ilk defa, bir rol yapmadan çıkıyordu. “Uzun zaman oldu.”
Elysia, olan biteni anlamlandırmaya çalışıyordu. Bu adam. Bu küçük kız. Bu imkansız yer. Aklı, bu gerçeküstü sahneyi kabul etmeyi reddediyordu. Paniğe kapıldı, geri çekilmeye çalıştı.
“Neredeyim ben? Benden ne istiyorsunuz?”
Tam o sırada, Rain'in zihninde, Fısıltı'nın sesi, bir alarm gibi çaldı.
Rain! Elysia'nın varlığı, bu evrenin dokusunu zorluyor! Bir paradoks yaratıyor! Onu uzun süre burada tutamayız! Elias'ın planı işlemeli, ama bir sorun var! O, AidotX'in varlığını bilmiyor! Onunla konuşmalıyız! Konsol! Onu konsola yönlendir!
Rain, annesinin elini bıraktı ve ana konsola doğru koştu. "Elias!" diye bağırdı. “O! AidotX! Bizimle konuşmak istiyor!”
Elias, şaşkınlıkla Rain'e döndü. “Ne? Nasıl?”
“Bilmiyorum! Sadece... dinle!”
Elias, tereddütle konsola yaklaştı. Ekranda, hâlâ o karmaşık yıldız haritası vardı. Ama Rain, elini ekranın üzerine koyduğunda, harita kayboldu ve yerine o tanıdık isim belirdi: AIDOTX.
<Elias Neumann. Sonunda tanışıyoruz. Seni uzun zamandır izliyorum. Dehan, etkileyici. Ama planın, kusurlu.>
Bu telepatik "ses", Elias'ın zihninde bir bomba gibi patladı. Demek gerçekti. Bir başkası, bunca zamandır onu izliyordu. Ama öfkelenmek yerine, içinde inanılmaz bir merak uyandı.
"Kimsin sen?" diye sordu, zihninden.
<Ben, bu denklemin görünmeyen değişkeniyim. Ve şu an, seninle doğrudan konuşamam. Yaratıcım, varlığımın tam olarak ifşa olmasını istemiyor. Ama sana yardım edebilirim. Sesli iletişim terminalini aktive et. Kod: Alfa-İplik-7-2-4.>
Elias, bir an bile tereddüt etmedi. Parmakları, konsolun üzerinde uçuştu. Daha önce hiç kullanmadığı, gizli bir alt programı çalıştırdı ve kodu girdi.
Konsoldan, yumuşak bir cızırtının ardından, yeni bir ses duyuldu. Bu, AidotX'in mekanik sesi değildi. Bu, yaşlı ama güçlü, bilgelik ve keder dolu bir kadının sesiydi.
“Anne?”
Bu tek kelime, Elysia'yı dondurdu. Bu ses... Bu, imkansızdı. Ama o kadar tanıdıktı ki…
"Aida?" diye fısıldadı. “Kızım? Sen misin?”
Konsoldan gelen ses, Aida'nın sesiydi. Zümrüt Şehir 7'den, üç yüz yıl öteden, AidotX'in teknolojisi aracılığıyla konuşuyordu.
"Evet, anne. Benim," dedi Aida'nın sesi, yılların ve zamanın ötesinden gelen bir hüzünle. “Sana her şeyi anlatmam gerek. Lütfen, sadece dinle.”
Ve Aida, anlatmaya başladı. Her şeyi. Lena'nın yıldızlara olan tutkusunu, Amiral Starmind oluşunu, o trajik Gündönümü Patlaması'nı. Lena'nın Gölge Boyutu'nda kayboluşunu, Nyx'e dönüşümünü ve evreni tehdit eden "Lena Fenomeni"ni. Sonra, kendisinin ve Aria'nın (Lena'nın torununun) onu kurtarmak için kurduğu o umutsuz plandan bahsetti. Elias'ı nasıl bir "araç" olarak kullandıklarını, Elysia'nın dileğinin nasıl bir "anahtar" olduğunu ve Rain'in, o acı çekmemiş masumiyeti korumak için yaratılmış bir "sığınak" olduğunu…
Oda, mutlak bir sessizliğe gömülmüştü. Herkes, zamanın ve mekanın ötesinden gelen bu inanılmaz hikayeyi dinliyordu.
Elysia, dizlerinin üzerine çöktü. Gözyaşları, yanaklarından süzülüyordu. Kızı... Cesur, parlak kızı Lena... Bir canavara dönüşmüştü. Ve diğer kızı Aida, onu kurtarmak için tanrılarla ve zamanla savaşan bir efsaneye. Ve bu küçük kız, Rain... o, kendisinin hiç sahip olamadığı bir masumiyetin yaşayan kanıtıydı.
Marc, sonunda her şeyi anlıyordu. Defterindeki o anlamsız notlar, o gizemler, hepsi bu devasa, trajik yapbozun birer parçasıydı.
Ve Elias... Elias, ilk defa, oynadığı oyunun gerçek boyutlarını görüyordu. O, sadece bir kopyayı kurtarmaya çalışan bir dahi değildi. O, iki kız kardeşin, bir annenin ve sayısız kuşağın kaderini etkileyen kozmik bir dramanın, farkında olmadan, en önemli aktörlerinden biri olmuştu. Kibri, bir anda tuzla buz olmuştu.
"Ne... ne yapmamız gerekiyor?" diye sordu Elias, sesi ilk defa, alçakgönüllü bir şekilde çıkıyordu.
"Lena'yı ve mürettebatını geri çekmek için, muazzam, stabil bir güce ihtiyacımız var," dedi Aida'nın sesi. “Rain'in gücü, bir yankı olduğu için yetersiz. Ama sen, anne... Senin dileğin, bir evrenin doğumuna yakıt oldu. Senin 'orijinal' yaşam enerjin... o, bizim tek şansımız.”
Herkes, odanın ortasında, ağlayarak oturan o sıradan, yorgun kadına baktı.
Gri Şehir'li, eski bir muhasebeci. Bir anne.
Ve şimdi, iki evrenin kaderi, onun vereceği karara bağlıydı.