Elysia'nın geçitten geçip kendi gerçekliğinde kaybolmasının ardından, gözlemevindeki odaya ezici bir sessizlik çöktü. Umut, bir anlığına parlamış ve sonra sonsuza dek sönmüş gibiydi.
"Bitti," diye fısıldadı Marc, yenilgiyi kabul ederek. “Her şey bitti.”
"Hayır," dedi Elias, sesi keskindi. “Hiçbir şey bitmedi. Sadece... oyun tahtası değişti.”
Ama Elias'ın o kendinden emin tavrının ardında, ilk defa bir endişe seziliyordu. Konsolun ekranında, AidotX'in bıraktığı o iletişim kanalı, şimdi parazitli, anlamsız verilerle doluydu.
"AidotX?" diye seslendi. “Aida? Orada mısınız?”
Cevap gelmedi.
Aida'nın gözlem odasının kapısı, gürültüyle açıldı. İçeri, YZK'nın soğuk, ifadesiz yüzlü güvenlik birimleri doluştu. Liderleri, Aida'ya doğru yürüdü.
"Aida," dedi, sesi bir makine kadar duygusuzdu. “Yasadışı bir kuantum frekansı yaydığınız tespit edildi. Boyutlar arası bir anomaliyle iletişim kurma girişiminde bulundunuz. Bu, Evrensel Denge Yasası'nın ihlalidir.”
Aria, korkuyla Aida'nın arkasına saklandı. Aida, sakince ayağa kalktı. Yüzünde ne korku ne de pişmanlık vardı. Sadece, bir efsanenin yorgun kabullenişi.
"Sadece," dedi, “kardeşimi kurtarmaya çalışıyordum.”
Güvenlik şefi, ona aldırmadı. Adamları, Kuantum Zaman Kapsülü'nü ve AidotX'in arayüzünü devre dışı bırakmaya başladı. “Tüm teknoloji erişiminiz iptal edilmiştir. Gözetim altına alınacaksınız.”
Aida, son bir kez, artık kararmış olan konsola baktı. Köprü, yıkılmıştı. Planları, başarısız olmuştu. Şimdi, Cep Evren'deki o küçük, kayıp ruhlar, tamamen kendi başlarınaydı.
"Gittiler," dedi Elias, ekrana bakarak. “Her kimdilerse, bağlantıları koptu. Artık yalnızız.”
Bu nihai gerçek, odadaki herkesin üzerine bir ağırlık gibi çöktü. Artık ne Fısıltı ne de AidotX vardı. Sadece kendileri.
Marc, kucağında uykuya dalmış olan Rain'e baktı. Bu küçük kız, bu kadar çok acıya, bu kadar çok yüke katlanmıştı. Ve sonunda, elleri boş kalmıştı.
"Ne yapacağız şimdi, Elias?" diye sordu Marc.
Elias, uzun bir süre cevap vermedi. Odanın içinde yürüdü, kendi yarattığı o imkansız teknolojiye baktı. Sonra, pencereden dışarı, Cep Evren'in o yapay ama huzurlu gökyüzüne baktı.
"Ben," dedi, sonunda. “Bir hata yaptım, Marc. Ben, bir insanı, bir ruhu, bir kavanozdaki bir kelebek gibi saklayabileceğimi sandım. Onu acıdan korumak istedim, ama onu hayatın kendisinden izole ettim. Ve benim bu kibirim, 'Lena Fenomeni' denilen bir kaosu tetikledi. Kendi kızını, bir canavara dönüştürdü.”
Bu, Elias'ın ilk gerçek itirafıydı.
"Şimdi," diye devam etti. “O hatayı düzeltmeye çalışacağım. Ama burada değil. Her şeyin başladığı yerde.”
Marc, ne demek istediğini anladı. “Gri Şehir'e mi döneceksin?”
"Evet," dedi Elias. “Lena'yı ve mürettebatını geri getirecek anahtar, bu evrende değil. O, Gölge Boyutu'nun kendisinde, belki de 'Lena Fenomeni'nin doğasında saklı. Oraya geri dönüp, o cehennemin haritasını çıkarmalıyım. Belki yıllar sürecek. Belki de asla başaramayacağım. Ama denemek zorundayım.”
Elias, Marc'a döndü. "Siz," dedi. “Siz burada kalacaksınız. Bu dünya, artık sizin. Burası güvenli. Nyx, artık buraya gelemez. Çünkü onu çeken o 'yankı', yani Lena'nın hayaleti, artık burada değil. Burada, normal bir hayat yaşayın. Çocuklarınızı büyütün. Mutlu olun.”
"Ama sen?" diye sordu Rain, uyanmıştı. “Seni bir daha görecek miyiz?”
Elias, Rain'in yanına çömeldi. Yüzünde, daha önce hiç görmedikleri, babaç bir şefkat vardı. “Bilmiyorum, küçük yankı. Ama eğer başarırsam... bir gün, belki de, kızınla tanışırsın.”
Elias, ayağa kalktı. “Benden haber bekleyin. Ve Marc... Ailene iyi bak. Onlar, benim yapamadığımı başardılar. Bu yapay dünyada, gerçek bir yuva kurdular.”
Elias, son bir kez odaya baktı. Sonra, arkasını döndü ve o boyut kapısını açan platforma doğru yürüdü. Birkaç komut girdi ve platform, yeniden uğuldamaya başladı.
"Hoşça kalın," dedi. Ve bir ışık parlamasıyla, geldiği gibi, aniden yok oldu.